19 Temmuz 2010 Pazartesi

Ne Kadar Şanslısın, Çok Uslu Bir Bebeğin Var!

Bu lafı duyuyorum.
Genellikle "Benim kız/oğlan o kadarken gecede 5 kere kalkıyordu/hiç bir şey yemiyordu/sürekli ağlıyordu!" şeklinde de devam ediyor.

Evet, yemeğini iştahla yiyen, güzel uyuyan, kendi kendine oyalanabilen, çok şükür daha hastalık yüzü görmemiş, iyi huylu bir bebeğim var. Anne şımarıklığıyla kimi zaman hala şikayet de etsem durumun bu olduğunun farkındayım.

Ama hayır, bunun sadece "uslu" olmasıyla ilişkilendirilmesini, benim bu duruma gelmek için harcadığım çabanın hiçe sayılmasını kabul etmiyorum.

  • Bebeğim yemeğini iştahla yiyor çünkü en başından beri yemeği sadece yemek olarak algılaması için çaba harcadım. Ağzını açması için şaklabanlık yapmadım, önüne oyuncaklar yığıp dalgın halinden faydalanarak ağzına kaşığı tıkmadım. Asla televizyon karşısında yemek yedirmedim. Kaşığa da uzansa, çırpınsa da daha kolay yedirebilmek adına elini kolunu tutmadım. Yemek istemediğinden emin olduğum anda, normalden az da yemiş olsa, zorlamadım.

  • Bebeğim güzel uyuyor çünkü çevrenin etkisinden kurtulduğum andan itibaren bana -ya da bir başkasına- bağımlı olmaması için çaba harcadım. Benim dışımda onunla ilgilenen kim varsa uyku düzeni konusunda eğittim, yeri geldi tartıştım. Hep kendi odasında yatırdım. Önceki öğünlerinde yeterince yemişse, sadece gık dedi diye sıcak yatağından alıp beslemedim. Çok özel durumların dışında uyku saatlerinde ona huzurlu uyku koşullarını sağladım, bunun için gerekiyorsa kendi özel zevklerimden uzak kaldım.

  • Bebeğim hastalanmadı çünkü kışın bile marul gibi giydirilmesine izin vermedim. Minicik rüzgarda huylanıp kafasına şapkayı geçirmedim. Azıcık terliyor diye saat başı üstünü değiştirmedim. Vücudunun değişik koşullara alışması, bağışıklık kazanması için çaba gösterdim. Sevmesem de, sıkılsam da emzirdim. Beslenme anlamında ihtiyacımız kalmamış olmasına rağmen hala emziriyorum. İllaki şans faktörü de var bu konuda, olmadık bir virüse denk gelebilirdik, gelmedik.

  • Bebeğim kendi kendine oyalanabiliyor çünkü kucak manyağı olmaması için elimden geleni yaptım. Kendi kendine oynadığı zamanları, sırf sevesim geldi diye bölmedim. Bekledim oyunundan, ilgi gösterdiği şeyden sıkıldıktan sonra sevgimi gösterdim. Bakalım ne yapacak diye elinden oynadığı şeyi alıp bir başkasını vermedim. Oyuncaklarını özenle seçtim. Boğazına kaçabilecek, tehlikeli nesneleri uzaklaştırdım. Böylece her dakika gözümün üstünde olması gerekmedi.

  • Bebeğim seyahat halindeyken oto koltuğu/ana kucağında oturuyor çünkü asla başka bir alternatifi olmadı. Asla taviz vermedim. Ağladığında, kendini yıprattığında sağa çektim, sakinleştirdim. Enerjisini, sıkıntısını atana kadar oyaladım, öyle yola devam ettim.

O yüzden: "Aaa bebeğin ne kadar uslu!"yla başlayan cümlelere sinir oluyorum. Bebek usluysa huyu öyle, yaramazsa annesi eğitememiş bakış açısından tiksiniyorum. "Ama bak yemeyen bir çocuk da olabilirdi, şanslısın" dendiği zaman düşman düşman bakıyorum.

Kimse kusura bakmasın!

Ben kendime ayırabileceğim çok kısıtlı zamanları, nasıl daha iyi bir anne olabilirim, çocuğumu nasıl daha iyi yetiştirebilirim diye çırpınarak harcıyorum. Yeri geldiğinde eski usullerle, aile büyükleriyle zıtlaşmak zorunda kalıyorum. Ama bütün bunların da karşılığını işte bu şekilde aldığıma inanıyorum.

2 yorum:

  1. aman allahım işte aynı ben.. aynı hezeyanlar ve isyanlar.. sinir bozucu yorumlara yapılan tepkiler.. tanıştığıma memnun oldum :))

    YanıtlaSil
  2. Yaşasın ilk yorumum :) Ben de memnun oldum Sena. Senin Dorikusunla benim kızın araları da 3 günmüş, ne güzel.

    YanıtlaSil